← Ana Sayfa ŞİİR VE YAZI KÖŞESİ
✦ ❦ ✦

Görebilmenin Estetiği

Estetik Üzerine Bir Deneme

Bir kelebek ve bir hamamböceği. İkisi de böcek. İkisi de bu dünyanın canlısı. Ama birine gülümsüyoruz, diğerinden kaçıyoruz. Neden?

Çünkü biz bakıyoruz, görmüyoruz.

Estetik, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Güzel bir çiçek, süslü bir bina, çekici bir yüz… Sanki güzellik orada, dışarıda bir yerde duruyor ve biz sadece onu buluyoruz. Oysa öyle değil. Güzelliği yaratan şey nesnenin kendisi değil, ona yönelen bakıştır.

Bir taşı ele alalım. Sıradan, gri, sert bir taş. Bir kişi ona bakar, “taş işte” der geçer. Bir diğeri aynı taşı alır, avucunda tutar ve düşünür: Bu taş milyonlarca yıl önce nasıl şekillendi? Hangi dağlardan geldi? Kaç yağmur yedi, kaç güneş gördü? İkisi de aynı taşa baktı. Ama sadece biri gördü.

İşte estetik burada başlıyor. Bakmakla değil, görmekle.

Peki ya insan? En güzel varlık hangisi diye sorsalar, cevap çok basit aslında. Bir ayna getir, üstünü ört. “Dünyanın en güzel varlığını göstereceğim” de. Sonra yavaşça aç. Çocuk kendini görecek. Kimisi gülecek, kimisi şaşıracak, kimisi utanacak. Ama asıl soru orada başlıyor:

Neden kendinize güzel bakmaktan çekiniyorsunuz?

Kelebek kendini güzel biliyor mu? Bilmiyor. Ama biz ona güzel diyoruz. O zaman kendimize neden güzel demekte bu kadar zorlanıyoruz?

Çünkü güzel bakmayı öğrenmedik kendimize.

Estetik eğitiminin asıl amacı budur aslında. Çiçekleri, renkleri, şekilleri öğretmek değil; güzel bakabilmeyi öğretmek. Dışarıdaki güzeli görebilmek için önce içerideki bakışı eğitmek.

Güzel olan her zaman faydalı değildir. Faydalı olan her zaman güzel değildir. Bir çiçeğin faydası yoktur belki. Yiyemezsin, yazamazsın onunla. Ama varlığı içini ısıtır. Çünkü güzellik fayda ile ölçülmez. Güzellik hissedilir.

Peki güzelliği kim yaratır? Nesne mi, yoksa ona bakan göz mü? Aynı taşa bakan iki kişiden biri mucize görürken diğeri sadece taş görüyorsa, güzellik taşta değil bakışta demektir. Biz güzelliği dışarıda ararız. Oysa güzelliği yaratan biziz. Nasıl bakarsak öyle görürüz.

O zaman şu soruyu sormak gerekir: En büyük estetik yetenek nedir?

Güzel bir şeye sahip olmak değil. Güzel bir şey yaratmak da değil. Güzel görebilmek. Zor bir günde bile güzel bir şey görebilmek. Sıradan bir yaprakta mucize görebilmek. Kendine baktığında güzel görebilmek.

Âşık Veysel yüzyıllar önce söylemiş zaten:

“Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa.”
— Âşık Veysel

Demek ki güzelliği güzel yapan şey, ona yönelen sevgili bakıştır. Dışarıdaki güzellik tek başına hiçbir şey ifade etmez. Onu anlamlı kılan içindeki his, içindeki aşk, içindeki bakış açısıdır.

Aslında ulaşılmaz sanılan estetik, senin kendi dünyanın ona yüklediği, ona eklediği anlamdır; ulaşılması mümkün görünmeyen o basamaklı merdiveni kendin örersin. Bu yüzdendir ki marifet, çıktığın basamak sayısı değil; her basamaktan sonra o merdivene bir basamak daha eklemendir. Yani estetik sabit ya da ezelî değil; dinamik ve sonsuzdur.

Estetik dışarıda değil, içeridedir. Ve en büyük sanat eseri, güzel görebilmeyi öğrenen bir insan yüreğidir.

“Güzellik, bakanın gözüdür, özüdür, özün özüdür.”
HASAN TUTUŞ
Dijital Öğretmen · Hasan Tutuş