🌟 Hangi Yeteneğimden Utanıyorum?
Derin, sınıfının en sessiz çocuğuydu. Ama evde bambaşkaydı. Odası rengarenk boyalarla, fırçalarla, yarım bırakılmış resimlerle dolup taşıyordu. Her fırsatta bir şeyler çizerdi; defterin kenarına kalemle yüzler, masanın üstüne parmağıyla hayvanlar...
Okulda resim dersi geldiğinde ise Derin her nedense hevessiz davranırdı. Öğretmeni "Derin, neden resim yapmıyorsun?" diye sorduğunda omuz silkerdi. Çünkü sınıfta kimsenin bilmesini istemiyordu. Yeteneğini gizliyordu. Sanki resim yapmanın utanılacak bir şey olduğunu düşünüyordu.
Bir gün annesi onu resim sergisine götürdü. Orada küçük bir çocuğun dev bir tuval üzerine yaptığı resmi gördü. Herkes hayranla bakıyordu. O çocuk çok mutlu görünüyordu. Derin içinden "Neden ben de böyle mutlu olamıyorum?" diye sordu kendine.
Eve dönerken annesine fısıldadı: "Annecim, ben de resim yapıyorum. Ama kimseye söylemedim hiç." Annesi güldü ve sarıldı: "Bunu saklaman mı gerekiyordu ki? Senin yeteneğin, senin hazinen. Paylaşmaktan çekinme asla."
Ertesi gün Derin, öğretmenine en güzel resmini getirdi. Herkes şaşırmıştı. Ama Derin artık utanmıyordu. Çünkü yeteneğinin utanılacak değil, sevinilecek bir şey olduğunu anlamıştı.
📌 Metni okuduktan sonra soruları cevaplayalım:
🤖 Robotum Olsaydı Ne Yapardım?
Mira, sekiz yaşında küçük bir mucitti. Odasındaki rafları kupkuruydu ama masası her zaman bir fabrika gibiydi: vida, tel, pil, karton, makas... Sürekli bir şeyler üretirdi.
Bir gün dedesiyle konuşurken dedesinin "Keşke biri bana yardım etseydi, eğilip düşüp kalkamıyorum." dediğini duydu. O gece yatağında düşündü: "Eğer bir robotum olsaydı, onu dedeme gönderirdim." Sabah kalktığında defterine yazmaya başladı: "Robota ne yaptırırdım?"
Robot, dedesinin ilaçlarını hatırlatacaktı. Gazete getirecekti. Sırtını ovacaktı. Masallar okuyacaktı. Mira yazdıkça güldü. "Aslında dedeme en iyi arkadaş lazım, robot değil!" dedi kendi kendine.
Ama sonra tekrar düşündü: Teknoloji belki de tam da bu işe yarıyordu. İnsanlar için, insanların yanında.
📌 Metni okuduktan sonra soruları cevaplayalım:
🏺 Büyükannemin Sandığı
O yaz büyükannemin evine gittiğimde, köşede tozlu bir sandık gördüm. "Büyükanneciğim, bu ne?" diye sordum. Gözlerini kıstı ve gülümsedi: "Gel, birlikte bakalım."
Sandığı açtığımızda içinden önce bir koku yükseldi; lavanta ve taze toprak karışımı. Sonra elişleri çıktı. Rengarenk nakışlı örtüler, elle dokunmuş kıyafetler, bakır bir tas...
"Bu örtüyü kim yaptı?" diye sordum. "Annem yaptı." dedi büyükannem. "O annesinden öğrendi. O da ondan..." Uzun bir soy zinciri gibi uzanıp gidiyordu bu beceri, bir anneden diğerine, bir nesilden öbürüne.
Bakır tası elime aldım. Ağır ve soğuktu. "Bunu ne için kullanırlardı?" dedim. "Yoğurt koyarlardı." dedi büyükannem. "Şimdi böyle taslara gerek yok ama yine de saklıyorum. Çünkü geçmişi hatırlatıyor."
O gün büyükannemin sandığının bir müze olduğunu anladım. Ama en güzel müze; yaşayan, nefes alan, sizi seven biri tarafından açılan müze...
📌 Metni okuduktan sonra soruları cevaplayalım:
⚖️ Benim de Sesim Var!
Okul bahçesinde her zaman futbol oynardı çocuklar. Ama bir gün Naz, "Ben de oynamak istiyorum." dedi. Kimse cevap vermedi. Bazıları güldü bile.
Naz o gün hiç oynamadı. Eve gittiğinde annesine anlattı. Annesi "Haklısın, her çocuğun oynama hakkı vardır." dedi. "Peki bu hakkını nasıl kullanacaksın?"
Naz düşündü. Bağırmak istemiyordu. Ağlamak da. Bir kâğıt aldı ve şunları yazdı: "Bahçede herkes oynayabilir. Kız mı erkek mi önemli değil. Önemli olan adil olmak."
Ertesi gün bu kâğıdı öğretmenine verdi. Öğretmeni sınıfta okudu. Herkes sessizce dinledi. Arkasından bir el kalktı: "Biz de öyle düşünüyoruz. Özür dileriz Naz."
Naz o gün bir şey öğrendi: Sesini doğru şekilde kullanmak, bağırmaktan çok daha güçlüdür.
📌 Metni okuduktan sonra soruları cevaplayalım: