Bir varmış, bir yokmuş. Kar gibi beyaz tenli, abanoz gibi siyah saçlı, gül gibi kırmızı dudaklı bir prenses varmış: adı Pamuk Prenses'miş. Küçükken annesini kaybetmiş; babası olan kral, gururlu ve kıskanç bir kraliçeyle evlenmiş.
Yeni kraliçenin sihirli bir aynası varmış. Her gün aynaya sorarmış: “Ayna ayna, söyle bana, bu diyarda en güzel kim?” Ayna hep aynı cevabı verirmiş: “Sen, kraliçem, sensin en güzeli.” Kraliçe bu cevaptan çok hoşlanırmış.
Yıllar geçmiş, Pamuk Prenses büyümüş; kalbi kadar güzelmiş. Kraliçe yine sormuş, ama bu kez ayna: “Sen güzelsin kraliçem, ama Pamuk Prenses senden çok daha güzel.” demiş. Kraliçe öfkeyle kıskançlığa boğulmuş.
Kıskanç kraliçe bir avcıyı çağırmış: “Pamuk Prenses'i ormana götür, bir daha onu görmeyeyim!” demiş. Üzgün avcı, prensesle birlikte ormanın derinliklerine doğru yola çıkmış.
Ama iyi kalpli avcı, Pamuk Prenses'e kıyamamış. “Kaç buradan, ormanın derinliklerine saklan, bir daha saraya dönme.” demiş ve onu bırakıp gitmiş.
Pamuk Prenses ormanda tek başına, korka korka yürümüş. Sonunda küçücük, şirin bir kulübe bulmuş. İçeride yedi küçük sandalye, yedi küçük tabak ve yedi küçük yatak varmış. Çok yorgun olduğu için en küçük yatağa uzanmış ve hemen uyuyakalmış.
Akşam olunca madenden yedi cüce eve dönmüş. Küçük misafirlerini görünce çok şaşırmışlar, ama hikâyesini dinleyince kalpleri yumuşamış. “Bizimle kal, ev işlerine yardım et, biz de seni koruruz.” demişler.
Bu arada kraliçe aynaya yine sormuş; ayna, Pamuk Prenses'in hâlâ yaşadığını ve yedi cücelerle mutlu olduğunu söylemiş. Öfkelenen kraliçe yaşlı bir satıcı kılığına girmiş, kıpkırmızı zehirli bir elma hazırlayıp kulübeye gitmiş.
Cüceler yabancılara kapı açmamasını söylemişti, ama Pamuk Prenses yaşlı kadına acımış ve kapıyı açmış. Kırmızı elmayı ısırır ısırmaz derin, büyülü bir uykuya dalmış. Eve dönen cüceler onu böyle bulunca çok üzülmüşler ve onu ormanda cam bir tabuta yerleştirip başında beklemişler.
Ormandan geçen bir prens, cam tabuttaki güzel prensesi görünce çok üzülmüş ve onu sarayına götürmelerini istemiş. Ama hizmetkârlar yolda bir köke takılınca tabut sallanmış; boğazındaki elma parçası fırlamış ve Pamuk Prenses uyanmış! Cücelerle, prensle mutlu mesut yaşamışlar; kıskanç kraliçe ise bir daha ortalıkta görünmemiş.
Son
Masalımız burada bitti. Sence Pamuk Prenses, yabancının kapısını açmasaydı ne olurdu?