Bir varmış, bir yokmuş. Küçük bir kız, ormanın kenarındaki evde annesiyle yaşarmış. Herkes ona “Kırmızı Başlıklı Kız” dermiş. Bir gün annesi sepete taze ekmek ve elma koydu: “Bunları anneannene götür, ama sakın yoldan çıkma ve tanımadığın kimseyle konuşma, tamam mı?”
Kırmızı Başlıklı Kız sepetini aldı ve anneannesinin evine giden orman yoluna girdi. Kuşların cıvıltısını dinleyerek, çiçeklere bakarak yürüdü. Uzaklarda bir gölge süzülüyordu ama kız bunun ne olduğunu henüz anlamamıştı.
Derken, ağaçların arasından heybetli, gri bir kurt belirdi. Nazik bir sesle sordu: “Küçük kız, bu dolu sepetle nereye böyle?” Saf kız, “Anneannem hasta, ona elma ve ekmek götürüyorum; evi yolun sonundaki kırmızı çatılı ev.” dedi. Kurt sinsice gülümsedi ve oradan uzaklaştı.
Kurt, kısa yoldan koşarak kızdan önce büyükannenin evine vardı. Zavallı büyükanneyi nazikçe bir dolaba sakladı, sonra onun geceliğini ve başlığını giyip yatağa uzandı. Kırmızı Başlıklı Kız'ın gelmesini sabırsızlıkla bekledi.
Kırmızı Başlıklı Kız eve varınca sepetini bıraktı ve merakla yatağın yanına oturdu. “Büyükanne, sesin ne kadar garip!” dedi. Kurt kısık bir sesle, “Yaşlandım da torunum, sesim biraz bozuldu.” diye mırıldandı. Kız'ın içine derin bir şüphe düştü; bir şeyler hiç doğru değildi.
Kurdun gözlerindeki o tuhaf pırıltıyı görünce Kırmızı Başlıklı Kız'ın kalbi korkuyla doldu. Bir an bile düşünmeden arkasını döndü ve dışarı koştu! Ormanın derinliklerinde heybetli bir avcıyla karşılaştı, ona her şeyi anlattı. Avcı hemen tüfeğini hazırlayıp kulübeye doğru koştu.
Avcı, kurdun peşine düşüp onu ormandan uzaklaştırdı ve büyükanneyi sağ salim buldu. Kırmızı Başlıklı Kız, anneannesine ve avcıya şükranla sarıldı. O gün, sıcacık kulübede elmalı kek yiyerek, huzur ve mutluluk içinde kutladılar. O günden sonra hep yoldan çıkmamayı unutmadı.
Son
Masalımız burada bitti. Peki sen olsaydın, kurtla karşılaştığında ne yapardın?