Bir varmış, bir yokmuş. Yıllarca değirmende ağır çuvallar taşıyan yaşlı bir eşek varmış. Artık gücü kalmayınca sahibi ondan kurtulmayı düşünmüş. Bunu duyan eşek, "Bremen şehrine gidip mızıkacı olacağım!" diyerek yola çıkmış.
Yolda karşısına yorgun bir av köpeği çıkmış. Köpek de yaşlandığı için artık avlanamıyor, sahibi ona kızıyormuş. Eşek, "Benimle Bremen'e gel, birlikte mızıka çalarız!" demiş. Köpek sevinçle kabul etmiş.
Biraz sonra yolun kenarında hüzünlü bir kedi görmüşler. Kedi artık fare tutamadığı için evden kovulacağını söylemiş. "Bizimle gel, dördümüz güzel bir mızıka takımı oluruz!" demişler. Kedi de onlara katılmış.
Sonunda bir çiftlik duvarında olanca gücüyle öten bir horoz bulmuşlar. Horoz, pazar günü çorbaya konulacağını öğrenince korkudan öter dururmuş. Onu da yanlarına almışlar ve dört dost birlikte Bremen'e doğru yola koyulmuş.
Akşam olunca ormanın içinde yorgun argın yürürlerken uzakta parıldayan bir ışık görmüşler. Yaklaşınca pencereden içeri bakmışlar: hırsızlar, sofraya kurulmuş nefis yemekler yiyorlarmış!
Dört dost aç kalmıştı. Akıllıca bir plan yapmışlar: eşek pencerenin önüne durmuş, üstüne köpek, onun üstüne kedi, en tepeye de horoz çıkmış. Sonra hep birlikte bağırmışlar: anırma, havlama, miyavlama, ötme! Hırsızlar korkunç bir canavar sandıkları bu sesten dehşete kapılıp ormana kaçmışlar.
Dört arkadaş eve girip kalan lezzetli yemekleri mutlulukla yemişler. Karınları doyunca da uyumak için kendilerine rahat köşeler bulmuşlar: eşek avluda samanların üstüne, köpek kapının arkasına, kedi ocağın sıcak küllerine, horoz da tavana yakın bir tüneğe kurulmuş.
Gece yarısı hırsızlardan biri evi kontrol etmeye geri dönmüş. Karanlıkta mumu yakmaya çalışırken kedinin parlayan gözlerini kor sanıp üstüne gitmiş. Kedi onu tırmalamış, köpek ısırmış, eşek tekme atmış, horoz da tepeden var gücüyle ötmüş! Hırsız dehşet içinde kaçmış ve arkadaşlarına, "Evde korkunç bir cadı var!" diye anlatmış. Hırsızlar bir daha o eve hiç dönmemiş.
Son
Dört dost bu şirin evi o kadar sevmiş ki Bremen'e hiç gitmemişler; hep birlikte, dost canlısı bir aile gibi mutlu mesut yaşamışlar. Sence gerçek bir mızıkacı olmak mı, dostlarınla birlikte olmak mı daha güzeldir?