Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda Alaaddin adında fakir ama hayalperest bir genç yaşarmış. Bir gün tanımadığı bir adam ona zengin olacağı gizemli bir mağara göstermiş.
Adam (aslında kötü niyetli bir büyücüymüş) Alaaddin'i mağaraya indirmiş ve içeride tozlu eski bir lamba bulup getirmesini istemiş. Alaaddin lambayı almış ama büyücü onu dışarı çıkarmayınca mağarada mahsur kalmış.
Alaaddin, elindeki tozlu lambayı ovuşturunca büyük bir duman yükselmiş ve karşısında dev gibi bir cin belirmiş: "Ben lambanın cini'yim, dile benden ne dilersin!" demiş.
Cin, Alaaddin'i güvenle annesinin yanına götürmüş. Alaaddin bir süre lambayı kullanarak annesiyle rahat bir yaşam sürmüş, ama hiçbir zaman gösterişe kapılmamış.
Bir gün sarayın önünden geçen padişahın kızını görmüş ve ona hayran kalmış. Cinin yardımıyla muhteşem bir saray ve değerli hediyeler hazırlayıp padişahtan prensesle evlenmeyi istemiş.
Kötü büyücü, Alaaddin'in zenginliğini duyunca kıskanmış. Tüccar kılığına girip "Eski lambalar yeni lambalarla değişilir!" diye bağırarak saraya gelmiş ve prensesi kandırıp sihirli lambayı ele geçirmiş.
Büyücü lambayı alınca cine sarayı uzak bir çölün ortasına taşımasını emretmiş. Ama Alaaddin pes etmemiş; parmağındaki küçük yüzük cininden akıllıca bir yardım istemiş.
Alaaddin kurduğu kurnaz planla büyücüyü alt etmiş ve sihirli lambasını geri almış. Saray da eski yerine, şehrin kalbine geri dönmüş.
Son
Alaaddin ve prenses mutlu bir şekilde evlenmiş, saraylarına kavuşmuşlar. Sence gerçek mutluluğu bulmalarını sağlayan neydi?